Zekeriya Bingöl-İnanç geçmişi yaşatır, bilim gerçeğin izini sürer; turizm ise bu mirası dünyayla buluşturur.
Kıymetli okurlarım,
Son günlerde Nuh’un Gemisi yeniden gündemimizde. Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesi yakınlarında bulunan ve gemiye benzeyen şekli nedeniyle uzun yıllardır Nuh’un Gemisi olduğu ileri sürülen Durupınar Formasyonu üzerinde kapsamlı bilimsel araştırmalar yürütülüyor.
Aslında burası yeni keşfedilmiş bir yer değil. Oluşum, 1959 yılında Yüzbaşı İlhan Durupınar tarafından hava fotoğraflarında fark edilmiş ve o tarihten bu yana çok sayıda yerli ve yabancı araştırmacının ilgisini çekmiş. Geçmiş yıllarda çeşitli incelemeler yapılmasına rağmen, bunların hiçbiri bilim dünyasının üzerinde uzlaştığı “Nuh’un Gemisi bulundu” sonucunu ortaya koyabilmiş değil.
Bugünkü çalışmaların farkı ise kullanılan teknoloji.
2026 yılında başlatılan yeni projede farklı ülkelerden bilim insanları; yeni nesil yer altı radarı, elektriksel özdirenç tomografisi, LiDAR, drone ile üç boyutlu arazi modelleme, sondaj ve laboratuvar analizleri gibi yöntemlerden yararlanıyor. Yaklaşık 90 günlük saha çalışmasının ardından çok sayıda toprak örneği de laboratuvar incelemelerine gönderildi. Amaç, gemiye benzeyen bu yapının insan eliyle oluşturulmuş bir kalıntı mı yoksa doğal bir jeolojik oluşum mu olduğunu bilimsel yöntemlerle ortaya koymak. Sonuç henüz kesinleşmiş değil.
Elbette bilim araştırmalı. Ağrı da araştırılmalı, Cudi de…
Ancak benim zihnimi kurcalayan soru başka: Neden Nuh’un Gemisi denildiğinde yıllardır neredeyse yalnızca Ağrı Dağı’nı konuşuyoruz?
Kur’an-ı Kerim’de Hûd Suresi’nin 44. ayetinde açıkça: “Gemi Cûdî’ye oturdu.” buyruluyor.
Diyanet İşleri Başkanlığının Kur’an Yolu tefsirinde de ayette geçen Cûdî’nin Cizre ve Şırnak çevresindeki Cudi Dağı olduğu yönündeki tarihî kanaatin güçlü olduğu belirtiliyor.
Bu nedenle bir Müslüman olarak benim kanaatim açık: Nuh’un Gemisi’nin Cudi’ye oturduğuna inanıyorum.
Fakat inançla bilimsel kanıtı birbirine karıştırmamak gerektiğini de düşünüyorum. Ben Cudi’ye inanıyorum diye Cudi’deki herhangi bir oluşuma “kesinlikle gemi budur” diyemeyeceğimiz gibi, Ağrı’da gemiye benzeyen bir şekil gördüğümüzde de bilimsel sonuçlar ortaya çıkmadan “Nuh’un Gemisi bulundu” diyemeyiz.
Tevrat’a baktığımızda ise geminin “Ararat dağları” üzerine oturduğu anlatılır. Burada tek bir zirveden söz edilmemesi önemlidir. Dolayısıyla “Ararat dağları” ifadesini hiçbir tartışmaya yer bırakmadan bugünkü Ağrı Dağı ile eşitlemek de yorum gerektiren bir konudur.
Yeni Ahit’te ise Nuh ve tufandan bahsedilmesine rağmen geminin karaya oturduğu yer belirtilmez.
Cudi’nin önemi yalnızca Kur’an’daki ifadeden de ibaret değil. Tarihî kaynaklarda eski Gordyene–Qardû bölgesinin Nuh’un Gemisi’nin indiği yer olarak kabul edildiğini, özellikle Süryani-Hristiyan geleneğinde Cudi çevresiyle güçlü bir bağ kurulduğunu görüyoruz.
Encyclopaedia Iranica da eski Gordyene bölgesinin Nuh’un Gemisi’nin Cudi’ye iniş yeri olarak yaygın biçimde kabul edildiğini aktarıyor.
Cudi’yi konuşurken Cizre’yi de unutmamak gerekiyor. Cizre’de Hz. Nuh’a atfedilen türbe bulunuyor. Şırnak İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ayrıca Cizre surlarının gemi biçiminde olduğunu ve bunun yöredeki Nuh geleneğinin unsurlarından biri olarak kabul edildiğini belirtiyor.
Bunların her biri tek başına arkeolojik kanıt değildir. Fakat Kur’an’daki Cûdî ifadesini, bölgedeki eski Hristiyan-Süryani geleneğini, Cizre’deki Hz. Nuh türbesini ve yüzyıllardır devam eden yerel hafızayı yan yana koyduğumuzda Cudi-Cizre hattının çok ciddi bir tarihî ve inanç mirası taşıdığı ortadadır.
İnanç turizmi açısından büyük fırsat…
Öte yandan Ağrı’da yürütülen araştırmaların da Türkiye açısından çok önemli bir başka sonucu var: İnanç turizmi.
Nuh’un Gemisi iddiası Ağrı ve Doğubayazıt’a uzun süredir uluslararası bir ilgi sağlıyor. Ağrı İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün 2026 faaliyet planına göre 2025 yılında Ahmed-i Hani Türbesi, Nuh’un Gemisi İzi ve Urartu Kalesi birlikte yaklaşık 190 bin ziyaretçi ağırladı. 2026 için bu üç destinasyonda 220 bin ziyaretçi hedefleniyor. Ağrı’daki başlıca turistik destinasyonların tamamında ise 2025 ziyaretçi sayısı yaklaşık 450 bin olarak veriliyor.
Bugün daha ileri teknolojiler kullanılarak yürütülen yeni araştırmaların uluslararası basında yeniden gündem olması, bölgenin görünürlüğünü daha da artırıyor. Bunun inanç ve kültür turizmi açısından önemli bir fırsat olduğu açık.
Ve bence tam burada Cudi için de aynı soruyu sormamız gerekiyor: Ağrı bu ilgiyi turizme dönüştürebiliyorsa, Cudi ve Cizre neden çok daha güçlü biçimde dünyaya tanıtılmasın?
Üstelik Nuh Peygamber yalnızca Müslümanları ilgilendirmiyor.
Yahudilikte Nuh var.
Hristiyanlıkta Noah var.
İslam’da Hz. Nuh var.
Daha eski Mezopotamya anlatılarında da büyük tufan hikâyeleri bulunuyor.
Dolayısıyla karşımızda tek bir dinin değil, insanlığın ortak hafızasının parçası olan bir anlatı bulunuyor.
Neden Cudi ve Cizre uluslararası bir Nuh Peygamber ve Tufan araştırmaları merkezi haline gelmesin?
Neden burada Müslüman, Hristiyan ve Yahudi araştırmacılar; tarihçiler, arkeologlar, ilahiyatçılar ve jeologlar bir araya gelmesin?
Neden dünyanın dört bir yanından insanlar Hz. Nuh’un türbesini, Cizre’yi ve Cudi Dağı’nı görmek için bölgeye gelmesin?
Ben Kur’an’ın açık ifadesi nedeniyle Cudi’nin doğru yer olduğuna kanaatineyim.
Ancak Ağrı’daki araştırmaların da devam etmesini isterim.
Ağrı araştırılsın.
Cudi araştırılsın.
Bilim elindeki bütün imkânlarla çalışsın.
Ama Türkiye olarak biz de bu tartışmanın yalnızca “Gemi hangi dağda?” sorusundan ibaret olmadığını görelim.
Çünkü Ağrı’nın bugün gördüğü uluslararası ilgi bize başka bir şeyi de gösteriyor: İnanç, tarih ve bilim bir araya geldiğinde çok güçlü bir turizm değeri ortaya çıkıyor.
Unutmayalım…
Bir ülkenin zenginliği yalnızca toprağının altında bulunanlarda değil, o toprakların üzerinde yaşayan binlerce yıllık hafızada da saklıdır.
Nuh’un Gemisi’nin fiziksel kalıntısı bir gün bulunur veya bulunmaz. Fakat Cudi’nin, Cizre’nin ve Ağrı’nın taşıdığı inanç ve kültür mirası bugün elimizdedir.
Bu mirası bilimle araştırmak, doğru bilgilerle dünyaya anlatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak bizim sorumluluğumuzdur.
Çünkü inanç, tarih ve bilim bir araya geldiğinde yalnızca geçmişimizi anlamıyoruz; aynı zamanda geleceğimiz için önemli bir kültür ve turizm değeri oluşturuyoruz.
Belki de asıl sorumuz: “Nuh’un Gemisi nerede?” değil, “Elimizdeki bu büyük inanç ve kültür mirasının kıymetini biliyor muyuz?” olmalı.
This article is sourced from this page .