Eda Özsoy - TurizmGuncel
Uzun yıllar bürokraside önemli görevler üstlenen Mustafa Keten, bir dönem Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarlığı ve Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı’nı da yürüttü. Devletin çeşitli kademelerinde çalıştıktan sonra Kamu’dan ayrılan Keten, 1999’un ağustos ayından itibaren Akfen Holding’de Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevinde bulunuyor. Aynı zamanda Turizm Yatırımcıları Derneği (TYD) Yönetim Kurulu Üyesi olan Mustafa Keten ile yaptığımıız röportajdan satırbaşlarını aktarıyoruz.
BİZ MARKA PAZARLIYORUZ
Dünyanın önemli zincir otellerinden Accor ile yaptığımız sözleşme gereği Türkiye’de 60 otel yapmak üzere 10 yıllık periyotta stratejik ortaklık anlaşması imzaladık. Şu an Türkiye’de projelerin 10 tanesi yürümektedir. Yatırım AKFEN GYO tarafından, İşletmecilik ise ACCOR Grup tarafından yapılmaktadır. Son olarak Gaziantep’te iki otelimizi açıldı, Mart ayında Kayseri’de iki otelimiz açılıyor. İstanbul Zeytinburnu’ndaki otelimizden örnek alarak aynı alanda arazi uygun ise hem İbis hem de Novotel markasını birlikte planlamaktayız. Trabzon’daki Novotel ile Eskişehir İbis Otel ise tek otel modelidir.
Burada esas olan nokta şudur. Biz markayı pazarlıyoruz. 5 yıldızlı bir otelden farklı bir hizmet standartımız yok. Otel projelerimiz bir markanın pazarlaması niteliğini taşıyor. Diğer otellerde ne varsa, bizim otellerimizde de aynı imkanlar vardır. Sadece odalarımızın ölçüleri farklıdır. Doğal olarak fiyatları da uygundur.
ANADOLUYA OTEL YATIRIMLARI
Peki biz neden Anadolu’ya otel yatırımı projesine girdik? Türkiye’nin doğal kaynakları var. Kültürel varlıklarımız ile ticari imkanlarımız ve potansiyelimiz var. Tüm bunlara rağmen insanlara yeterli nitelikte bir konaklama imkanı sunamayacak olursanız; konaklamayı ulaşım imkanıyla iletişimle telekominikasyon sistemiyle desteklemiyorsanız, bu ticari imkanlardan, bu atmosferden yararlanamazsınız.
Biz böyle bir dinamizmi harekete geçirmek adına, Anadolu’da yaygın bir şekilde 60 otel projesini ortaya attık. Anadolu’daki şehirlerimizde de oteller var. Ancak bunlar uluslararası nitelikte midir yoksa çoğunlukla aile işletmesi midir? diye baktığınızda uluslar arası standartlarda, grupların konaklayacağı yeterli nitelikte bir konaklama imkanı maalesef yoktur. Bir ülkede ekonomik istikrar varsa, o ülkede ticari faaliyetler ve turizm faaliyetleri buna bağlı olarak çok yüksek seviyelere gelecektir. Yüksek seviyelere gelip, talebi karşılamanın en önemli unsurlarından bir tanesi konaklama tesisleridir. Bu dengeyi iyi ayarlamak gerekir. Bu fikirden hareketle Anadolu’da yaygınlaşma gibi bir stratejiyi benimsedik.
Yalnız sanıldığı gibi Anadolu’da yatırım yapmak için yeterli büyüklükte bir araziyi şehir oteli olma konumunda bir arazi temin etmek kolay olmuyor. Bizim için yer seçimi ve arazi temini yatırımın önemli kararlarından birisidir. nşaat alanının altyapısının yeterli olması gerekir ki, o ölçeğe uygun bir proje tasarlanabilsin. Bu arada genellikle yap işlet devret modelini benimsiyoruz. Burada belediyeleri, özel idarelerin kamuya ait tesislerin değerlendirilmesini öncelikli olarak gündemimizde tutuyoruz
KAMU VE ÖZEL SEKTÖR İLİŞKİSİ
Günümüzde, kamu ve özel sektörün hatta giderek gönüllü kuruluşların daha etkin olduğu bir birlikteliği yaşıyoruz. Hiçbir idare diğer kurum ve kuruluştan bağımsız olarak ‘en doğru ve sağlıklı kararı aldım’ güdüsüyle hareket edemez. Katılım ve katkının ister sektörel boyutta olsun, isterse alt sektör boyutunda olsun sağlanması mutlaka şarttır.
TAKİP KOMİTESİ OLUŞTURULMALI
Kamu ve özel sektörün sık sık bir araya gelmesi, çok sağlıklı olacaktır. Kamu ve özel sektör temsilcilerinin biraraya geldiğinde tartışılan konuların sonuçlandırılması açısından bir takip komitesi oluşturulması gerekir. Özel sektör ve kamu sektörü ilgilerinin müştereken komite çalışması yaparak, gelinen aşamaları tartışması, yönlendirmesi bence çok önemlidir.
Aksi halde, geçmiş tecrübelerime dayanarak söylüyorum; Türkiye’de söylenmemiş söz kalmamıştır. Ama takip etmezseniz, koordine etmezseniz bunlar çöle giden su gibi olur. Turizmde kamu ve özel sektörün bir araya gelmesi, özlenen ve beklenen ve tekrarlanan bir davranış biçimidir. Turizm sektörü, sadece kamu sektörünün etkinliğiyle de yürütülemez. Burada turizme yatırım yapmış, çok büyük projeleri hayata geçirmiş olan bir yatırımcı kitlesi var. Risk alan, istihdam sağlayan ülkeye döviz kazandırmak isteyen, ülkenin hem doğal kaynaklarını turizm aracılığı ile pazarlayan bir grup var. Çok önemli bir kitle bu… Çünkü herkes yatırımcı olamaz. Risk alamaz. Risk alması en yüksek yatırıcımlardan biri de turizmcilerdir. Mutlaka diğer sektörlerimiz de bu sorumluluklar içindedir ama turizm sektörü biraz daha farklıdır. Turizm sektörü, sezona dayalı, doğadaki değişmeler ve siyasi gelişmelere, krizlere dayalı olarak tüketici davranışının değişebileceği için çok nazlı bir sektördür.
YÜKSEK BEDELLER ÖDEYEBİLİRİZ
Kamu sektörünün yatırım yapan kişilerin sorunlarını dinlemek için henüz ‘adı tam olarak konmamış olsa da’ bir çatı altında birleşmesi büyük yarar sağlayacaktır. Turizm sektöründe bir çatı içinde hizmet ve faaliyetlerin yürütülmesi, milli ekonomimiz açısından da büyük yarar sağlayacaktır. Çünkü eğer ülkemize 25 milyon yabancı geliyorsa; 22 milyar dolarlık bir hasılat elde ediyorsanız, çok önemli bir gücü elinizde tutuyorsanız bunun devamlı koordine edilmesi ve yönlendirilmesi gerekiyor. Aksi halde böyle bir performansı yakaladıktan sonra yapılacak bir eksiklik ya da zayıflık durumunda, bunları yeniden toparlamamız için çok yüksek bedeller ödememiz gerekebilir.
2010’DA GEVŞEMEK BANA GÖRE YANLIŞTIR
2009 yılı için herkes yorumlar yaptı. Dünyada büyük bir mali kriz oldu. Mali kriz, ekonomisi çok güçlü olarak bilinen ülkelerden kaynaklanarak ortaya çıktı. Zincirleme olarak tüm ülkelerini etkiledi. Bunun etkileri birden bire geçer mi, bana soracak olursanız 2010 yılı 2009 kadar hassasiyetle takip etmemiz gereken bir yıl olacak. 2010’da her şey güllük gülüstanlık olacak gibi düşünerek gevşemek, bana göre yanlıştır.
YENİ TRENDLERİ TAKİP ETMELİYİZ
Belki pozisyon almak isteyen ya da atak yapmak isteyen rakip ülkeler daha aktif hareket edecektir. Yeni destinasyonlar, yeni proje paketleri ortaya atacaklardır. Bu bakımdan hem kendimizi yenilemeliyiz hem de dik duruşumuzu devam ettirmek noktasında projelerimizi ve planlarımızı yenilemeliyiz. Bir de tanıtım işine geçtiğimiz yıldan daha fazla kaynak ayırmalıyız.. Bu yıl belki planör uçuşu olarak gideceğiz. Yükselme olmasa da, 2010’dan sonra Türkiye, dünya turizm sektörü içindeki gücünü daha üst seviyelere getirme şansını yakalayacaktır. Bu nedenle mutlaka tanıtıma ağırlık vermeliyiz. Bunları müşteri profiline göre desteklemeliyiz. Dünyada başka köşelerde yeni projeler ortaya çıkacaktır. Biz de bunları mutlaka takip etmek zorundayız. Özellikle hava ve deniz ulaşımını sürekli hale getirmeliyiz. Burada olacak aksamalar, doluluk ve gelirlerimizi olumsuz yönde etkileyecektir. 2010’da sektör olarak dikkat edeceğimiz bir yıl olacaktır görüşündeyim.
This article is sourced from this page .